Okuduğum
Sürdürülebilir Mimari | Yüksek Katlı Kent Çiftlikleri

Sürdürülebilir Mimari | Yüksek Katlı Kent Çiftlikleri

Hızlı nüfus artışından doğan kaosun önüne geçmek için dünyanın birçok ülkesinde akıllı tarım projeleri yürütülüyor. Bölgesel ihtiyaçlara göre şekillenen projeler, farklı bölgelerde farklı teknolojileri barındırıyor olsa da aynı sonucu hedefliyor: Sürdürülebilir bir yaşam!

Birleşmiş Milletler raporuna göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusu 9,8 milyar olacak ve küresel nüfusun %68’i şehirlerde yaşayacak! Nüfusun bu kadar artması ve kırsal alanlardaki tarımın terkedilmesi ile besin tedarikinin nasıl sağlanacağı konusunda ciddi bir soru işareti oluşuyor. Bu durum “Tarımı nasıl daha sürdürülebilir hale getirebiliriz?” sorusunu beraberinde getirerek gelecekte şehirlerimizi daha akıllı hale getirmenin bir parçası haline geliyor.

High-rise crops adı verilen, “Yüksek Katlı Kentsel Çiftlikler” olarak çevirebileceğimiz bu sistem, çok katlı binalarda büyük ölçekli tarımsal üretim içeren önerilen bir iç mekan, kentsel tarım teknolojisi. Dahası, bu teknoloji sürekli olarak meyve, sebze ve yenilebilir mantar gibi mahsuller üretmek için hidroponik ve aeroponik gibi gelişmiş teknikleri kullanan yoğun bir strateji. 

Bu şekilde, dikey çiftçilik konsepti ile çok katlı binaların çeşitli katlarında her çeşit tarım ürünü sürdürülebilir bir biçimde yetiştirilebiliyor! Bitkilerin yetişmesi için gerekli enerji/ güneş ışığını alacak özel tasarımlarla desteklenmekle birlikte -bunun için yapay aydınlatmalar kullanılabiliyor-, güneş pilleri ve her kattan atılan bitki atıklarının yakılması ile sağlanıyor.

Asıl sorun olarak adlandırılan bitkilerin su ihtiyacı şehirlerin atık sularının temizlenmesi ile karşılanarak şehirlerdeki suyun daha efektif bir şekilde kullanılabilmesi olanağı sağlanıyor. Bu nedenle özellikle Orta Doğu gibi su sorunu çeken bölgelerde bu sistemin oldukça yaygınlaşacağı tahmin ediliyor. Tarım için gelen tohumlar ise bir laboratuvarlarda test edilerek fidanların efektif bir biçimde çimlendirilmesi sağlanıyor ve böylece toprak ihtiyacı ortadan kalkıyor. Şehir içindeki manavlar ve marketler ise bitkileri taze bir biçimde ve daha az karbon ayak izi ile bizlerle buluşturabilme fırsatı elde ediyor.

Yıl boyunca mahsul üretme potansiyeline sahip dikey tarım uygulamaları geleneksel tarım uygulamalarının aksine geniş alanlara ihtiyaç duymuyorlar. Fotoğraf | The Times

Peki çiftlikleri araziden şehir binalarına taşımak nasıl bir fark yaratacak?

Bu sistem, toprak ve su kıtlığına çözüm üretmekle kalmayıp sağlık, ekonomi ve politika açısından etkileyici çözümler vadediyor. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

İlk olarak bu sistem, yıl boyunca mahsul üretme potansiyeline sahip ve bu işlevini oldukça dar bir alanda yapıyor. Örneğin çilek yetiştirmek için kullanılan 1 kapalı alan 30 dönüm açık alana eşit!

Dikey tarım, geleneksel gıda mahsulü üretimi için toprağa bağımlılığı sona erdirecektir. Bir çölün ortasında veya İzlanda’da bile yapılabilir. Toprağa bağımlılığın azaltılmasıyla kuraklık, sel gibi hava şartlarına bağlı olarak mahsullerin ziyan olması da önlenebilir.

Göz At

Bitkiler organik olarak yetiştirileceği için herbisitler, böcek ilaçları veya gübre kullanımına gerek kalmaz.

Tarım alanlarından taşınan birçok bulaşıcı hastalığın önüne geçilir.

Bitkilerin yenmeyen kısımları kompostlanarak metan üretimi yoluyla şebekeye enerji aktarılır ve böylece daha atıksız bir yaşam olanağı sağlanabilir.

2020 yılı itibariyle dünyada 30 hektar operasyonel dikey tarım arazisi bulunmakta. Fotoğraf | Agriculture Goods

Dikey çiftlikler, on yıllardır yapım aşamasında olan küresel bir sera hareketinin meyvesidir. Yine de geçen yıl kadar yakın bir zamanda – sanatçılar, mimarlar, şehir planlamacıları, çiftçiler ve politikacıların işbirliğiyle – bu konsept, oldukça ilgi görmeye başladı ve görmeye de devam edecekmiş gibi görünüyor! Hatta öyle ki, 2020 yılı itibariyle dünyada 30 hektar operasyonel dikey tarım arazisi bulunmakta…  

Dikey çiftlik görünürlüğündeki artış, iklim değişikliği tartışmasındaki rolüyle bağlantılı olabilir. Arazi kullanımı -esas olarak ormancılık ve tarım- ve bunun dünyanın doğal karbon döngüsü üzerindeki etkisi, karbon emisyonlarını azaltmak isteyen politikacılar tarafından büyük ilgi gördü.

Dikey çiftçiliğin kurucusu ve halk sağlığı profesörü olan Despommier, “Çiftliğinizdeki her kapalı alan, ağaçların yeniden büyümesi ve daha fazla karbon emmesi için yaklaşık 5-6 dönüm açık alan sağlıyor.” diyor. “Bu bize iklim değişikliği sorununu çözme şansı sağalayabilir.” diyerek iklim krizi ile mücadelemizde bu sistemin faydalı bir araç olabileceğine dikkat çekiyor.

Yorumlar (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

@2020 SOLH LIVING.TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

Başa Dön