Okuduğum
Sürdürülebilir Beslenme 101|Yemek için yemek mi? Gezegen için Yemek mi?

Sürdürülebilir Beslenme 101|Yemek için yemek mi? Gezegen için Yemek mi?

Sürdürülebilir beslenme nedir?

Sürdürülebilirlik kavramının ilk ortaya çıkışı 1970’li yıllara dayansa da, hayatımıza girişi çok yeni. İnsan eliyle yapılan doğa tahribatı sonucu son yıllarda etkisini daha çok hissettiğimiz iklim krizi, bu kavramın hayatımıza girişini aslında biraz da zorunlu kıldı…

Peki nedir sürdürülebilirlik?

En basit tanımla sürdürülebilirlik “doğadan aldığımızı, doğaya geri verebilmek” demek. Bu şekilde, sınırlı olan kaynaklarımız artan nüfusla doğru orantılı bir şekilde artan talepleri karşılayabilecek ve tükenmeyecektir.

Sanattan, fiziksel aktiviteye, coğrafi işaretlerden, şehircilik anlayışına sürdürülebilirliğin pek çok alt kolu mevcut. Fakat bugün, bir beslenme uzmanı olarak, değinmek istediğim konu sürdürülebilir beslenme.

Çünkü iklim krizi aslında tabağımızda başlıyor.

Gün içinde neler tükettiğinizi bir düşünün. Sebzeler, meyveler, tahıl grubundan ekmek makarna, et grubundan yumurta, köfte, belki çay, kahve ve bunlar gibi pek çok besin…

Peki tükettiğiniz bu besinlerin iklim krizini tetikleyebileceğini hiç düşündünüz mü? İtiraf etmeliyim ki bundan 8 ay öncesine kadar ben düşünmüyordum. Fakat yaptığım araştırmalar sonucu elde ettiğim bilgiler beni tabağımdaki besinleri sorgulamaya itti. Eğer siz de sorgulama sürecindeyseniz ya da beslenmenizi biraz gözden geçirerek dünyayı nasıl kurtarabileceğinizi merak ediyorsanız gelin hep birlikte elde ettiğim verileri inceleyelim!

Gıdaların karbon ayak izi nasıl oluşuyor ve neden farklılık gösteriyor? Fotoğraf|Markus Spiske via Unsplash
Karbon ayak izi nedir? Küresel ısınmayla ne ilgisi var?

İklim krizinin (küresel ısınmanın) başlıca nedeni olarak görülen sera gazı salınımından hepimiz haberdarız. Karbon ayak izi ise insan faaliyetleri sonucu üretilen sera gazının, karbondioksit cinsinden ölçülmesiyle elde ediliyor, yani karbon ayak izi insanın doğaya verdiği zararın ölçüsüdür. Bir faaliyet gerçekleşirken doğaya ne kadar çok karbon salınıyorsa o faaliyet sonucu o kadar sera gazı üretilir ve doğaya o oranda zarar veriliyor.  

Tükettiğimiz besinlerin hepsi bir karbon ayak izine sahip. Örneğin 1 kilogram elmanın karbon ayak izi 0,4 iken bir kilogram etin karbon ayak izi 60, peki aradaki fark neden bu kadar yüksek?

Bir besinin karbon ayak izi neye göre belirlenir?

Aslında bir besinin karbon ayak izini soframıza gelmeden önce geçirdiği işlemler belirliyor. Bir besin üretildikten sonra işleniyorsa, paketleniyorsa, transfer ediliyorsa o ürünün karbon ayak izi artıyor çünkü bu işlemler sırasında doğaya sürekli olarak sera gazı salınıyor.

Aşağıdaki tabloda ise tükettiğimiz pek çok besinin karbon ayak izi mevcut. Tabloyu incelediğinizde göreceksiniz ki hayvansal ürünlerin karbon ayak izi bitkisel besinlere göre çok daha yüksek…

BESİNKARBON AYAK İZİ
Kuru Yemişler0,3
Narenciye0,3
Elma0,4
Kök Sebzeler0,4
Muz0,7
Bezelye0,9
Soya sütü0,9
Mısır1
 Domates1,4
Buğday veya çavdar1,4
 Süt3
Pirinç4
Yumurta4,5
Balık5
Zeytinyağı6
Kümes hayvanı eti6
Karides12
Kahve17
Çikolata19
Peynir21
Kuzu eti24
Dana eti60
Sürdürülebilir beslenmenin önündeki engel | Gıda israfı

Yılda 1.3 ton gıdanın çöpe atıldığını biliyor musunuz? Hem de bu gıdaların neredeyse yarısı hala tüketilebilecek durumda oldukları halde biz onları çöpe atıyoruz. FAO verilerine göre israf ettiğimiz gıdaların sadece çeyreğini koruyabilseydik dünya üzerinde açlık çeken tüm insanları doyurabilirdik.

Not| Servis sektöründe gerçekleşen gıda israfını azaltmak üzere tasarlanmış çevre dostu uygulama Daha Taze ile tanışmak için bu link’e tıklayabilirsiniz!

Sürdürülebilir beslenme neden gerekli? | Açlık ve obezite çelişkisi

 İki farklı kutup: açlık ve obezite… Fakat dünya çok uzun yıllardır ikisiyle birden savaşıyor. Gıdanın eşit olmayan dağılımı, tarım arazilerinin imara açılması ya da hayvancılık için kullanılması, çoraklaşması, çiftçinin toprağını terk etmesi, gıda israfı ve daha sayamadığım pek çok sebep her ikisine de zemin hazırlıyor.

Şu an dünya üzerinde yaklaşık 870 milyon insan aç, 2 milyar insan ise besine ulaşabiliyor ancak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu, sağlığımızı korumada elzem olan vitamin ve minerallerce zengin, sağlıklı ve besleyici gıdaya erişim sağlayamıyor.

Bunun yanında dünya üzerinde 2 milyar insan fazla kilolu ya da obez. Peki ne yapacağız? İşte burada devreye sürdürülebilir beslenme giriyor.

Sürdürülebilir beslenme nedir? Nasıl sürdürülebilir besleneceğim?

FAO sürdürülebilir beslenmeyi; besleyici, güvenli, sağlıklı, ekosistemi koruyucu, ulaşılabilir, adil, ekonomik olarak erişilebilir, doğal kaynaklı yaşam biçimi olarak tanımlıyor. Bu beslenme şekliyle gezegendeki her birey sağlığı için gerekli olan gıdaya ulaşabilir, dünya üzerindeki açlık azalabilir ya da son bulabilir. Sürdürülebilir beslenme, diğer beslenme çeşitlerine göre daha az maliyetlidir, doğaya daha az zarar verir. Peki nasıl sürdürülebilir besleneceğiz?

Sadece pazartesi günleri et tüketmeyerek Dünya’ya dev bir iyilik yapabilirsiniz! Fotoğraf|Hanxiao via Unsplash
Adım 1 | Et tüketimimizi azaltalım

Etin karbon ayak izinin dünyadaki diğer besinlere göre çok daha yüksek olduğunu hatırlarsınız.  Ancak tek sorun etin gezegene zarar vermesi değil, bizlere de zarar vermesi. Son yıllarda yapılan pek çok çalışma et tüketimimizi sınırlamamız gerektiğinin altını çiziyor. Hatta bu, dünyada bir akım haline geldi! #meatlessmonday yani #etsizpazartesi akımı sebze yemenin önemini vurgularken, et tüketimini azaltmayı hedefliyor.

Pazartesi günü, yeni başlangıçları temsil ettiği için önemli; yaşanmışlıkları, kurtulmak istenilen alışkanlıkları geride bırakmak, yeniyi karşılamak için bir fırsat! Bu yüzden genelde pazartesi günleri hayatımızla ilgili aldığımız kararları uygulamaya, diyete veya spora başlarız…

Siz de karbon ayak iziniz yerine, dünyaya iyileştirici bir iz bırakmak istiyorsanız ancak nereden başlayacağınızı karar veremiyorsanız işe #meatlessmonday akımına katılarak et tüketiminizi azaltmakla başlayabilirsiniz!  

Adım 2 | Kurubaklagil tüketimimizi arttıralım

Eğer pazartesi gününü “etsiz” geçirmeye karar verdiyseniz, o gün tüketeceğiniz etin yerini bir kurubaklagil yemeği alabilir! Kuru fasulye, barbunya, nohut, mercimek… En iyi bitkisel protein kaynakları olmalarının yanında, doğaya bıraktıkları iz çok düşük. Kurubaklagilleri sulu yemek şeklinde tüketmek istemiyorsanız evde kendinize falafel ya da yeşil mercimekten etsiz köfteler yapabilirsiniz. Sadece küçük bir araştırma ile kurubaklagillerle yapılan değişik aynı zamanda lezzetli ve besleyici tariflere ulaşabilirsiniz!

Yerel meyve ve sebzeleri beslenme rutininizin bir parçası haline getirerek vücudunuza da bir iyilik yapmış olacaksınız! Fotoğraf|Heather Barnes via Unsplash
Adım 3| Meyve ve sebze tüketimimizi arttıralım

Türkiye iklimi nedeniyle pek çok meyve ve sebzeye ev sahipliği yapan bir ülke. Ancak son yıllarda bizi de etkisi altına alan batı tarzı beslenme zaten az olan sebze meyve tüketimimizi daha da azalttı. Hatta eminim ki bazılarımız gününü hiç meyve tüketmeden tamamlıyor. Pandemi ile karşı karşıya olduğumuz, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmenin önemini bir kez daha anladığımız bu günlerde ana öğünlerimize eşlik eden salatalar ve ara öğünlerimizi süsleyen meyveler bize bu yolculukta eşlik edecek en iyi arkadaşlar!

Göz At
bitkisel beslenme

Adım 4 | Mevsimsel beslenelim

Mevsiminde yetişmeyen sebze ve meyvelerin karbon ayak izleri mevsiminde yetişenlere göre daha fazla. Çünkü o ürünün farklı bir iklimde yetişmesini sağlamak için insan müdahalesine daha çok ihtiyaç duyuluyor ve her müdahale karbon ayak izini bir kat daha arttırıyor. Bir diğer nokta ise mevsiminde yetişen sebze ve meyvenin daha besleyici olması, hormon, ilaç gibi kirleticileri içermemesi. Şu an sosyal medyada pek çok meslektaşım mevsimsel beslenmeye dikkat çekmek için her ay o aya özgü olan meyve ve sebzeleri paylaşıyor. Siz de kısa bir araştırmayla bu içeriklere ulaşabilirsiniz!

Adım 5| Çok işlem görmüş paketli gıda tüketimimizi azaltalım

Bir ürün ne kadar işlem görüyorsa, karbon ayak izinin de o oranda yükseldiğine değinmiştik. Ne yazık ki paketli gıdalar için tek eksi yön bu değil: içlerine giren pek çok koruyucu, katkı maddesi, gereğinden fazla eklenen tuz, tatlandırıcılar… Hepsi sağlığımız için bir tehdit. Paketli gıda tüketimimizi azaltarak hem gezegene hem kendimize yardımcı olabiliriz.

Sürdürülebilir beslenme nedir?
Kendizi marketin kollarına bırakmak yerine alışverişleriniz öncesinde bir ihtiyaç listesi oluşturursanız karbon ayak izinizi kontrol altında tutmaya bir adım daha yaklaşmış olacaksınız! Fotoğraf|The Creative Exchange via Unsplash
Adım 6 | Gıda alışverişine çıkmadan önce buzdolabımızı kontrol edip, liste Yapalım

Çoğumuzun atladığı bu iki adım gıdamızı koruma yolunda çok önemli etkiye sahip. Çünkü alışverişe gitmeden buzdolabımızda nelerin olduğunu bilirsek ve sadece eksikleri alırsak karbon ayak izimizi azaltır, daha az harcama yapar ve en önemlisi israf etmemiş oluruz.

Bu madde içine giren bir başka önemli konu ise besinlerin saklama koşulları! Besinlerimizi en etkili şekilde nasıl saklayacağımızı öğrenirsek o üründen en yüksek düzeyde yararlanabilir, bu sayede daha az atık oluşturabiliriz.

Adım 6 | Yerel üreticiyi destekleyelim

Bir ürün üretildikten sonra ülke içindeki çeşitli noktalara dağıtılır. Hatta bazen bu dağıtım yurt içiyle sınırlı kalmaz. Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık hepimiz istediğimiz gıdaya dünyanın neresinde olursa olsun ulaşabiliyoruz. Kuzey Amerika’da yetişen yaban mersini, anavatanı Meksika olan avokado, Güney Doğu Asya’da yetişen dragon meyvesi gibi daha önce ismini bile duymadığımız pek çok meyveyle artık market raflarında karşılaşabiliyoruz. Aslında bu da bize daha büyük bir karbon ayak izi olarak geri dönüyor.

Bunun yerine kendi ülkemizde, kendi üreticimizde yetişen meyve ve sebzeleri tercih edersek hem üreticiye hem gezegenimize pek çok yönden destek vermiş oluruz. Bunun için kendi konumunuza yakın gıda toplulukları ve kooperatifleriyle iletişime geçip aracısız olarak besin alışverişi gerçekleştirebilirsiniz.

Adım 7 | Hayvansal ürün tüketimimizi azaltalım

Tabloyu incelediyseniz hayvansal ürünlerin, bitkisel ürünlere göre daha yüksek bir karbon ayak izine sahip olduğu dikkatinizi çekmiştir. Sağlığımız ve gezegenimiz için maliyetli olan hayvansal ürün tüketimini azaltmaya başlamak için pek çok yöntem mevcut.

Örneğin hayvansal sütü sadece kahvelerde ya da tariflerde kullanıyorsanız, bunun yerine bitkisel süt tercih edebilirsiniz. Market raflarında birçok çeşidini görebileceğiniz bitkisel sütleri evde kendiniz de sadece 10 dakikada yapabilirsiniz!

Yumurta tüketiminizi azaltmaya yine tariflerden başlayabilirsiniz, sütün olduğu gibi yumurtanın da tariflerde kullanılabilecek pek çok bitkisel alternatifi mevcut…

Önemli olan her şeyin bir alternatifi mümkünken Dünya’nın bir alternatifinin olmadığını fark edebilmemiz, kendimiz ve gezegenimiz için bir şeyler yapmak istememiz, dünyadaki yaşamın sürdürülebilmesi için yıllardır doğadan aldıklarımızı doğaya geri vermeye niyetlenmemiz..

@2020 SOLH LIVING.TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

Başa Dön