Okuduğum
Et Tüketiminin Gezegenimiz Üzerindeki 5 Olumsuz Etkisi

Et Tüketiminin Gezegenimiz Üzerindeki 5 Olumsuz Etkisi

et tüketimi

Besinlerle ilk buluşma yerimiz genelde pazarlar ya da marketler. Hatta pandemi dolayısıyla bu buluşma kimilerimiz için artık evlerimizin kapısında gerçekleşiyor. Bu nedenle çoğu zaman besinlerin kapımızı çalmadan önceki yolculuğu üzerine düşünmek için pek zaman ayırmıyoruz. Oysa ki bizim çok da ilgimizi çekmeyen bu yolculuk aslında gezegen sağlığı için son derece büyük öneme sahip. Özellikle bahsi geçen besin hayvansal et ise!

Bir besinin gezegen sağlığı için iyi olup olmadığını belirlerken pek çok kriter göz önünde bulundurulur. Örneğin bir X besini ürettiğimizi düşünelim. Bu X besinini üretirken çok fazla su kullanıyorsak, çok fazla sera gazı üretiyorsak, talepleri karşılamak adına üretim alanımızı büyütmek zorunda kalıyorsak ve bu büyüme sırasında ormanlara, yaban hayatına zarar veriyorsak gezegen sağlığına da o oranda zarar vermiş oluyoruz. Yani kısaca diyebiliriz ki bir besin, üretimi sırasında gezegen kaynaklarını fazlasıyla kullanıp bir de gezegenin başka kaynaklarına zarar veriyorsa o besin gezegen sağlığı için sakıncalı kategorisine girmiş oluyor. Tükettiğimiz besinler arasında Dünya üzerinde en büyük olumsuz etkilere sahip olan hayvansal et de ne yazık ki bu kategoride.

Gelin hep birlikte etin gezegen sağlığı için sakıncalı olarak tanımlanmasının sebeplerini yakından inceleyelim.

Hayvansal Et Üretiminde Su Kullanımı

Hatırlarsanız bundan sadece birkaç ay önce Türkiye barajlarının doluluk oranları %19’lara kadar düştü.  Hiç gelmez sandığımız, sonraki nesillere saklandığını düşündüğümüz “kuraklık” çanları kısa süre bizim için de çaldı.

Hepimiz bu haberden sonra su tüketimimize en azından bir hafta dikkat ettik. Ancak yağan kar ve yağmurlardan sonra “Nasıl olsa barajlar dolmuştur” diyerek eski yaşantımıza, eski alışkanlıklarımıza geri döndük. O bir hafta için 5 dakika ile sınırlandırdığımız duş yine 15 dakikaya çıktı, dişimizi fırçalarken kapattığımız musluk tekrar açık bırakılmaya başlandı, çamaşır makinesi dolmadan çalışmayacak kuralı konduysa da bir hafta sonunda bu kuralın yükümlülüğü ortadan kalktı. Hepimiz en azından bir hafta da olsa evsel su tüketimimize dikkat ettik ancak gıdalarımızın evimize ulaşmadan önce tükettiği suyu düşünüp tabaklarımızda değişikliğe gitmeyi atladık.

Oysa tabağımızdaki besinleri değiştirerek ülkemizdeki ve gezegendeki su kaynakları için çok daha büyük bir fark elde edebilirdik.

Bir besinin tükettiği su hesaplanırken, o besinin yaşam döngüsünde kullanılan tüm su miktarı litre cinsiden göz önünde tutulur. Hayvansal et üretilirken kullanılan suyun, aynı miktarda bitkisel bir besin üretilirken harcanan suya göre yüksek olmasının sebebi budur. Çünkü bitkisel bir besinin tabağımıza gelmeden önce kullandığı suya sadece o besinin üretimi sırasında harcanan sulama suyu dahildir. Ancak aynı miktardaki hayvansal etin tabağımıza gelmeden önce tükettiği suya;

  • Hayvanın hayatı boyunca içtiği,
  • Yediği yemi yetiştirmek için çiftçinin kullandığı,
  • Bu hayvanın kaldığı yerin ve kendisinin temizliği için çiftlik çalışanlarının harcadığı,
  • Hayvansal etin işlenmesi sırasında fabrika çalışanlarının kullandığı tüm su dahildir.

Bu yüzden 100 gram elma üretmek için 21 litre su kullanılırken, 100 gram hayvansal et üretmek için 1544 litre su kullanılır. Tabağımızda değişikliğe gitmenin gezegendeki su kaynakları için daha etkili olmasının sebebi budur. Çünkü 1544 litre su; 10 kez duş almaya, 9 kez çamaşır makinesi çalıştırmaya ya da 250 kez sifon çekmeye eşit!

100 gram elma üretilirken 21 litre su kullanılırken 100 gram et üretimi için tam 1544 litre su kullanılıyor; bitkisel beslenmenin dünya kaynaklarına daha saygılıbir yaşam biçim olduğu kuşkusuz tartışılamaz bir gerçek. Fotoğraf | Gather Journal
Artan Hayvansal Et Talebi Amazon Ormanlarını Tahrip Ediyor

Dünyanın ciğerleri diyebileceğimiz ormanlar: Amazon yağmur ormanları… Bu ormanlar tek başlarına dünyadaki oksijenin %20’sini üretmekten sorumlu. Fakat artan nüfusla birlikte yükselen hayvansal et talebi Amazon ormanlarının katledilmesine, katledilen yerlerin hayvan besi yeri olarak kullanılmasına ve aynı yerlerin yetiştiriciliği yapılan hayvanlar için yem üretim tesisi olarak kullanılması yol açtı.

1970’ten bu yana tahrip edilen Amazon yağmur ormanları arazilerinin %90’ı çiftlik hayvanlarının otlatılması amacıyla kullanılıyor. Yine bu arazide sadece çiftlik hayvanlarını beslenmek için yüksek oranda soya tarımı yapılıyor. Bu faaliyetlerle birlikte bölgedeki tahribat bir kat daha artıyor.

Hayvansal Et Tüketimi İklim Değişikliği Riskini Arttırıyor

Atmosfer sıcaklığının gün geçtikçe daha çok artması, kış mevsiminin Türkiye’den elini eteğini çekmeye başlaması, tüm dünyada yaşanan olağandışı hava olayları… Aslında hepsi gerçekleşen iklim değişikliğinin habercisi.

Uzun yıllardır insanların yürüttüğü endüstriyel faaliyetler sonucu doğaya salınan yüksek miktarlardaki sera gazları ise iklimdeki bu değişikliğin gerçekleşme hızını her geçen gün arttırıyor. Çünkü bu gazlar ne kadar fazla salınıyorsa atmosferde o kadar kalın bir bariyer oluşturuyorlar ve dünyaya gelen güneş ışınlarını tutarak, ışınların atmosferden çıkmasına engel oluyorlar. Bu olay atmosferde sıcaklık artışı ile sonuçlanıyor ve her bir derece artış ise gezegen sağlığı için büyük bir tehdit yaratıyor.

Göz At

Sera gazları olarak adlandırılan karbondioksit, metan ve diazot oksit gazlarının salınımında en büyük rol üstlenen endüstrisi ise hayvancılık. Küresel ısınmada en çok pay sahibi olan gaz diazot oksitken, en düşük olan ise karbondioksit, insanları beslenmek için faaliyet gösteren hayvan çiftlikleri ise dünyada üretilen karbondioksitin %9’undan, metan gazının %35-40’ından, diazot oksit gazının ise %65’inden sorumlu.

Hayvansal Et Tüketimi Yaban Hayatı Tehdit Ediyor

Hatırlarsanız, yazının ilk bölümlerinde sizden bir X besini ürettiğimizi düşünmenizi istemiştim. Bu besine talep arttıkça da üretim alanımızı da genişlettiğimizi söylemiştim. Dünya’da insan nüfusunun artmasıyla birlikte hayvansal ete olan talep de doğru orantılı olarak artıyor. Et endüstrisi de hayali senaryomuzda bizim yaptığımız gibi artan talepleri karşılamak adına üretim alanında genişlemeye ihtiyaç duyuyor. Ancak bu genişleme o kadar kontrolsüz gerçekleşiyor ki, bu amaç uğruna dünyada pek çok orman tahrip ediliyor. Ormanların tahrip edilmesi, buraları evi olarak benimseyen yabani hayvanları yer değiştirmek zorunda bırakarak bu hayvanları diğer hayvanlar ve insanlar için bir hedef haline getiriyor.

Hayvansal Et Tüketmek Pandemi Riskini Arttırıyor

Reklamlarda ya da ürün ambalajlarında gördüğümüz mutlu çiftlik hayvanları ne yazık ki yok. Gerçek hayatta hepsi küçücük alanlarda, normal yaşam sürelerinin çok altında bir hayat yaşamak zorunda kalıyor. Kimisi hiç güneş ışığı görmüyor, reklamlarda kocaman çayırlarda güle oynaya dolaşan çiftlik hayvanlarının çoğu hayatları boyunca bir kez bile çime basamıyor. Doğallıktan bu kadar uzak ortamlarda bir virüsün ortaya çıkması ve yayılması çok da ihtimal dışı değil.

Bununla birlikte bugüne kadar görülen epidemi ve pandemilerin 4’te 3’ü hayvandan insana geçen bakteri ve virüsler nedeni ile gerçekleşmiş. Günümüzde ormanların yok edilmesi ve yaban hayatının şehirlerle iç içe olması hayvanlarda bulunan virüslerin insanlara geçmesine ve insanları başka bir pandemi riski ile karşı karşıya bırakmakta.  

Sonuç olarak; aslında her besinin gezegene az ya da çok bir etkisi var. Ancak biz bu etkiyi ne kadar azaltırsak, ne kadar doğaya etkisi düşük olan besini hayatımıza katıp, etkisi yüksek olanları hayatımızdan çıkarırsak kaynakları sınırlı olan gezegenimizi o kadar uzun süre yaşatabiliriz.

Yorumlar (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

@2020 SOLH LIVING.TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

Başa Dön