Okuduğum
Et Paradoksu | Hayvanları Mı Et Yemeyi Mi Daha Çok Seviyoruz?

Et Paradoksu | Hayvanları Mı Et Yemeyi Mi Daha Çok Seviyoruz?

Vegan beslenme

Günümüzde dünyadaki beslenme biçimine baktığımızda süregelen bir trend ile karşılaşıyoruz o da tabaklarımızdaki et oranlarındaki sürekli artış. Hayvansal ürünleri diyetimize o kadar entegre etmişiz ki çoğunlukla günde 3 öğün, farkında bile olmadan hayvansal gıdaları tüketiyoruz.

1988’den 2018’e kadarki 30 yıllık sürede, et üretiminde 4 kat artış gözlemlenmiş ve bu sayılar gün be gün artmaya devam ediyor. Bu diyet öyle masraflı ki dünyada yaşayan herkes Amerika’daki et ağırlıklı diyeti uygulamak isteseydi dünya sadece 2.5 milyar kişiyi besleyebilirdi.

Peki bizler hayvanları çok sevdiğimizi söyleyip onları nasıl gönül rahatlığıyla yiyebiliyoruz? Bunu hiç düşünmeden yapabiliyorken kendimize hayvansever diyebilir miyiz?

Sosyal psikolojide bu uyuşmazlığı açıklayan bir teori var:

Cognitive dissonance  yani bilişsel uyumsuzluk. Bu teoriye göre insanlar kendi görüşleri, davranışları ve inançlarına uyuşmayan bir durum içerisinde olduklarında zihinsel olarak rahatsız hissederler. Çünkü teoride tüm davranış ve duruşlarımız bir uyum içerisinde olmalı. İşler bu şekilde olmadığında ise bizler bu rahatsızlığı yok edebilmek için kendimize mantıklı gelecek sebepler üreterek diğer sebepleri görmezden gelebiliyoruz.

Hepimize küçükken sağlıklı bir diyetin ancak et, süt, yumurta, balık tüketilerek olacağı öğretildi.

Hatta okullarda nasıl beslenmemiz gerektiğini anlatan besin piramitleri bile vardı.

Bu yetiştirilme şeklimizin bir parçasıydı. Kahvemizde süt, kahvaltılarımızda yumurta, misafir geldiğinde ise masada et eksik olmamalıydı!

Peki ama bu süreçte hayvanların gördüğü eziyet ne olacaktı?

Bize o da öğretilmedi mi?

Hayvanlara iyi davranmamız, onları korumamız gerektiği şüphesiz hepimize öğretildi. Yaz sıcaklarında susuz kalan hayvanlara üzülüp bir kap su bıraktıktan sonra kasaba gidip et alabilmek aslında ne kadar da ilginç bir ikilem…

Gözlerimizin önünde herhangi bir hayvana zarar verildiğinde derhal onu savunmaya geçiyoruz ama yediğimiz bifteklerin nereden, hangi şartlarda geldiğini kafamızdan tamamen silebiliyoruz. Kafamızda belli bir ayrıma varıp birini objeleştirirken diğeriyle duygusal bağ kurabiliyoruz.

Gerçekten de oldukça ilginç yaratıklarız!

İşte cognitive dissonance dediğimiz olay burada devreye giriyor ve bir savunma mekanizması oluşturarak hayvanları, zihinlerimizde birer canlı olarak değil de obje olarak kodlamamıza yardımcı oluyor. Böylece onlara verilen zararları kolayca göz ardı edebiliyoruz.

et paradoksu
Hayvanları mı daha çok seviyorsun yoksa etlerini mi? Fotoğraf | Gucci
Meat paradox  | Et Paradoksu

“Meat Paradox” yani “et paradoksu” Brock Bastien ve Steve Loughan adındaki iki psikoloğun insanların et yeme tercihleri ile hayvanlara edilen zulüm ve ahlaki düşünceler arasındaki çelişkiyi ortaya koymak için ortaya attıkları bir terim. İşkenceye karşıyız, hayvanları çok seviyoruz ama hayvanlarımızın sırf biz yiyelim diye öldürülmesinde bir sorun görmüyoruz. Sonuçta bu bizim hakkımız (!)

“Çoğu insan hayvanları önemsiyor ve onların zarar gördüğünü görmek istemiyor ama buna rağmen hayvanların öldürülmelerine ve acı çekmelerine sebep olan bir beslenme biçimine yöneliyorlar.”

Steve Loughan

Meat paradox insanların nasıl hem hayvanların sağlığını ve refahını önemseyebileceğini hem de onların ölümünü hatta işkence görmelerini kabul edebileceğini gösteriyor.

Bu görüşe göre, başkalarına zarar veren davranışlar ahlaklı bir insanın görüşleriyle çelişerek kişide iç çatışma yaratır. Bizler de ahlaki kaygıları bulunan canlılarız ama hayvansal ürün tüketebiliyoruz. Çünkü önümüzdeki yemeği bir hayvandan ziyade bir obje olarak görüyoruz. Böylece kendimizi çok da kötü hissetmiyoruz.

Yapılan bir araştırma yenilen etin görüntüsünün kişilerin düşünce ve duygularını nasıl etkileyebileceğini incelemiş, bunu yaparken de çeşitli deneylere başvurmuşlar.

Araştırmaya göre işlenmiş etin, işlenmemiş ete göre insanlarda kesilen hayvanlara karşı daha az empati uyandırdığı görülmüş. Bunun sebebi ise işlenmiş etin hayvanın özünden uzaklaşması ve kişinin onu daha fazla objeleştirebilmesi…

Göz At
selfcare

Fırınlanmış domuz eti söz konusu olduğunda ise hayvanın kafasıyla beraber servis edilmesi hayvanın bir yemekten çok bir canlı olarak algılanmasına sebep olmuş ve insanlarda -kafasız sunulmasına kıyasla- daha fazla empati ve iğrenme hissi yaratmış.

Et reklamlarında ise canlı bir hayvanın görüntülerini kullanmak insanlarda empati duygusunu arttırarak et yeme isteğini azaltmış.

Araştırma et tüketirken hayvanın canlı formuna en az benzeyen halini tercih ettiğimizi gösteriyor. Bu şekilde zihnimizde hayvan ve yemeği iki farklı kategoriye rahatlıkla sokabiliyoruz.

Bir diğer araştırmaya göre ise et yeme konusunda kişilerin %27-28i strategic ignorance yani stratejik cehalet kullanıyor. Bu stratejilerden bir tanesi hayvanların zihinsel kapasitelerini küçümsemek. Bu şekilde onların zihinsel gelişimlerini küçük görerek yemek için kendimize hak tanıyabiliyorz. Günün sonunda “Sonuçta onlar bizim gibi zeki düşünen varlıklar değil.” diyerek vicdanımızı hafifletebiliyoruz…

Araştırmalar et paradoksunun arkasında kişilerin hedonistik değerleri olduğunu da gösteriyor. Yani “Etin tadı çok güzel.” veya “Et bizim kültürümüzün bir parçası.” gibi düşünceler oluşan paradoksun farkına vararak hareket etme olasılığımızı düşürebiliyor.

Aslında benim de hayatımda hayvansal ürünleri çıkarma sürecim böyle başladı.

Hayvanları sevdiğimi söylerken diğer yandan et endüstrisinin onlara yaptığı işkenceyi artık görmezden gelemeyeceğime karar verdim.

Günümüzde çoğumuz küresel et endüstrisinin hayvanlara yapılan eziyet üstünden nasıl kar ettiğinin farkındayız. Bu yüzden hayvansal ürün tüketimini sınırlamak ya da tamamıyla bırakmak herkesin bireysel olarak alabileceği bir karar.

Siz de bir daha ki sefere acı çeken bir hayvan görüp üzüldüğünüz yukarıdaki bilgileri göz önüne alarak et tüketim davranışlarınızı farklı bir yaklaşımla değerlendirebilirsiniz; kendinize sormanız gereken asıl soru şu, “Duygularım ve davranışlarım gerçek anlamda birbirleriyle uyumlu mu?”

Dünyada ve Türkiye’de bu kararı alıp uygulayan birçok ünlü isim de mevcut. Ünlülerin nasıl bu kararı aldığını merak ediyorsanız Vegan veya Vejetaryen 12 Ünlü İsim yazımıza bir göz atmalısınız!

Yorumlar (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

@2020 SOLH LIVING.TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

Başa Dön