Okuduğum
Duygularınla Temas Et

Duygularınla Temas Et

Duygularınla temas et

Duygu, düşünce kavramından oldukça farklı bir beyin olgusudur. Kendine has bir nörokimyasal ve fizyolojik temeli ve beyin içinde konuşan kendine ait bir dili vardır. Korku gibi temel duygusal süreçlerden sorumlu olan limbik sistemdir. (bütün memelilerin beyinlerinde bulunan bir bölge) Limbik sistem, bedendeki birçok fizyolojik süreci yönetir ve böylece fiziksel sağlığı, bağışıklık sistemini ve en temel organları da etkiler. Beyinde, duyguyu üreten iki yol var:

  • Amigdala bir tehlikede hissedip beyine ve vücuda aciliyet ve tehlike sinyalleri yolladığında harekete geçen düşük yolak
  • Aynı bilgi talamus sayesinde neokorteks’e taşındığında harekete geçen, diğerine göre daha yavaş olan yüksek yolak

Düşünen beyin, duygusal tepkiyi durdurmak için zamana müdahale edemez çünkü daha kısa olan amigdala yolu|yolak sinyalleri neokorteks yolundan iki kat daha hızlı iletir. Böylece otomatik duygusal tepkiler, ister kişi yılan görüp geriye doğru zıplıyor olsun, isterse duyarsız eşine karşı öfkeli bir biçimde konuşuyor olsun, kişinin durdurmasına fırsat vermeden ortaya çıkarlar. Bazı durumlarda, hızlı bir biçimde tepki vermek daha uygun olsa da, bazı durumlarda duygusal tepkiye bilişsel süreçleri de katmak daha iyi bir işlevselliği getirir. Böylece insan beyninin anatomisi iki önemli işleve ev sahipliği yapar: duyguya sahip olabilmek ve bu duyguları düzenleyebilmek.

Fakat duyguların etkili bir biçimde düzenlenmesi karışık bir işlemdir.

Stres, duyguların vücudumuz üzerindeki etkisinin diğer bir adıdır. Fizyoloji, bağışıklık sistemi ve duygu arasında açıkça görülen ilişkiye ek olarak, duyguların hafıza üzerindeki etkisi de açıkça görülebilmektedir. Beyinde farklı hafıza sistemleri düzenli bir biçimde yer almaktadır.

Bu sistemlerden biri, olaylarla ilgili bilgileri bilinçli bir şekilde işleyerek depolarken, diğeri olaylarla ilgili o anki duygusal yaşantıları depolamaktadır. Bazen bu iki kısım birbiriyle iletişime geçememekte ve bu da bazı problemlere yol açmaktadır. Bu iletişim problemi, örneğin, motorlu bir araç tarafından sıkıştırılan kazadan sonra, yaşama tekrar tutunma gibi travmatik bir olaydan duygusal olarak çıkamayan insanlarda meydana gelebilir. Bu insanlar, olayı tamamen duygusuz bir biçimde bütün gerçekliğiyle anlatabilirler ya da olayın duygularını ilk anki gibi yaşayıp olayla ilgili çok az ya da hiçbir ayrıntı hatırlamayabilirler. Travmanın çözülmesi bu iki sistemin bir araya gelmesiyle gerçekleşebilmektedir.

Duygusal tepki verme yetilerini kaybetmiş, beyin hasarı olan insanlar karar verme ve problem çözme konularında sorun yaşarlar.

Duyguyla ilgili başka bir keşif ise, duygusal tepki verme yetilerini kaybetmiş, beyin hasarı olan insanların karar verme ve problem çözmeleri mümkün olmadığıdır. Sebebi ise bu süreçlere kılavuzluk eden sezgiselliklerini kaybetmiş olmalarıdır. Böyle bireyler karar vermelerine yardımcı olabilecek duygusal bir tercih sistemine sahip değildir. Çünkü duygusal beyin, değerlendirilen bazı seçenekleri çabucak eleyerek karar verme sürecine katkıda bulunur. Duygusal beyin,  bazı alternatifleri doğru olduklarını hissederek öne alırken bazılarını ‘’bunu yapma’’ gibi bir hisle elemektedir.

Psikolojide, duygu çalışmaları ile ilgili ilk önemli atılım, duyguları ölçmenin güvenilir bir yolu geliştirildiğinde meydana gelmiştir. Doğuştan gelen en az 6 duygu tanımlanmış ve bu duygulara ilişkin yüz ifadelerinin de temel olarak doğuştan geldiği gösterilmiştir.Kızgınlık

  • Korku
  • Üzüntü
  • İğrenme
  • Şaşırma
  • Neşe

Duyguların evrensel dili, insanoğlunu, nerede doğmuş olursa olsun, bizi birbirimize bağlar. İfadelerin evrenselliğine ek olarak, duyguların doğuştan geldiğine dair kanıt olarak doğuştan görme engelli insanlardaki ortak yüz ifadelerinin varlığı, ifadesel dilin türler arası benzerliği ve bu ifadelerin nörokimyasal ve elektriksel olarak etkinleştirilebilmeleri gösterilmiştir. Yani, görme engelli bebekler; kızgınlık ya da üzüntü ifadelerini hiç görmemiş olsalar bile kızdıklarındaki mırıldanmaları ve dudak büzüşleri, görebilen bebeklerin, hatta maymunların yüz ifadelerine benzemektedir.

Duygusal beyin ani değerlendirmelerde özensiz ve düzensizdir.

Duygusal beyin analitik bir biçimde düşünemez ve sorgulama yapamaz. Ani değerlendirmeleri özensiz ve dikkatsizdir.

Bu yüzden kişi, bilgileri kullanabilmesi için duygularına dikkat eder ve onlar üzerinde düşünmeye ihtiyaç duyar. Örneğin, araba kullanırken, motordan gelen bir ses duyduğumuzda, şaşkınlık ve belki de korku gibi duygusal tepkilerinin yanında, motorun nasıl çalıştığına dair bazı düşünceleri de bir araya getiririz. Hemen sonrasında ise otomobili durdurmak, bir tamirciye gitmek ya da arabayı ertesi gün servise bırakmakla ilgili karar veririz. Duygusal beynin iletileriyle, mantık yetisinin kılavuzluğunu birleştirmek oldukça uyumlu bir esneklik sağlamaktadır. Duygusal ve mantıksal sistemin sentezine göre hareket etmek aynı zamanda tepkilerin de zenginliğini arttıran faktörlerden biridir.

Duygu günlükleri tutmak, insanlara, kendi deneyimlerine bir anlam yüklemesi ve bu deneyimlerin daha somut bir hale getirilmesine yarayan bir söylem ya da öykü geliştirmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca, Stanton ve arkadaşlarının (2000) son zamanlarda yaptıkları çalışmalarda meme kanseriyle duygularını ifade ederek mücadele eden kadınların daha az doktor kontrolüne ihtiyaç duydukları, sağlıklarının düzeldiğini, daha enerjik olduklarını ve streslerinin azaldığını gözlemlenmiştir. Aynı çalışmanın sonuçları, duyguları ifade etmenin, duygusal sürece göre daha yararlı olduğunu göstermiştir. Duyguları ifade etmek ‘’Duygularımı ifade etmek için zaman ayırırım.’’ olarak tanımlanabilir.

Psikoterapinin uygulama alanındaki çalışmalarında, duygusal süreçlerin terapötik değişimde bir takım destekleyici etkilerinin olduğunu gösteren ve sayısı gittikçe artan güvenilir bulgular elde edilmiştir. Psikoterapinin değişime neden olduğu gerçeği görüldükten sonra, 1980’lerdeki araştırmacılar artık bu değişimlere neden olan süreçlere odaklanmaya başlamışlardır. Duygulara temas etmek problemleri çözecektir gibi bir formül basit kalacaktır. Duyguyu deneyimlemek, pek çok duygusal değişim sürecinin temelidir. Terapideki birçok durumda, duyguların ortaya çıkışı, o duygunun değişimi için oldukça önemli bir ön koşul olarak görülmektedir.

Korkudan kurtulmanın tek yolu onu hissetmektir.

Duyguyu değiştirmek onu deneyimlemeyi gerektirir. Kişiyi yeni durumlara maruz bırakmak için korkuyu ortaya çıkarmaya yarayan yöntemlerin, bu duyguların değişiminde önemli etkiye sahip oldukları kanıtlanmıştır ( Clarke, 1996; Mineka & Thomas,1999). Bu yöntemlerden bazıları acıyı tekrar hayal ettirmek, panikten dolayı ortaya çıkan baş dönmelerinin, kalp krizi habercisi olmadığını fark ettirmek için sandalyeye oturtup kendi etrafında döndürmek…

Çeşitli duyguları yaşantılayabilme yetisinin, aynı zamanda sağlığı destekleyici bir etkisi olduğu da görülmektedir. Duyguyu yaşayabilme, duyguya katlanabilme, onu sembolize edebilme ve ifade edebilme sağlıklı bir bireyin özellikleridir.

Duygunun sadece ortaya çıkarılması yetmemektedir, aynı zamanda üzerinde çalışılması gerekmektedir. Bu da duygunun düzenlenmesine yardımcı olur.

İnsanlar, duygularını sadece hissetmemeli, aynı zamanda onlara anlam da verebilmelidir. Hayatlarının öykülerini yeniden yazmak değişim için önemli bir temeldir. Terapi, insanlara kendi hayat senaryolarının yazarları olmaları ve bu öyküyü daha uyumlu ve sağlıklı bir biçime getirip yeni bir açıdan bakarak yeniden yazmaları için yardımcı olabilir.

 İnsanlar duygularına kulak vermeli ve onlara düşünceleri ve davranışlarıyla aynı önemi vermelidir. Bu durum, parçaların birleşiminden daha iyi bir sonuç olan bütünlüğe yol açan bir durumdur. Yani duygu ve mantığın bir araya gelişidir.

Duygular yaşamın birçok alanında bize önemli sinyaller verir. Fotoğraf|Thomas Giddins|Bon Magazine|2016
Duyguları akıllıca nasıl kullanırız?
  • Duygu, kişiye yollanan bir sinyaldir.
  • Duygu, kişiyi harekete geçmek için organize eder.
  • Duygular, kişinin ilişkilerinin durumunu gözden geçirmelerini sağlar.
  • Duygular, işlerin yolunda gidip gitmediğini değerlendirir.
  • Duygular, diğer insanlara da sinyal yollar.
  • İfade önemlidir fakat her zaman için yanlış olan şeyi düzeltmezler.
  • Düşünce, duyguları bir bakış açısına yerleştirir ve onlara bir anlam verir.
  • Duygu, öğrenmeyi geliştirir.
İnsanların duyguları neden vardır ve duygular ne işe yarar?

Duygularımız vardır çünkü hayatta kalmak, iletişim kurmak ve problem çözmek üzerine hayati bir öneme sahiptirler.

Duygular, insan olmanın bir özelliğidir.

Duygular dinlemeye değer sinyallerdir. Bize tehlikede olduğumuzu, sınırlarımızın ihlal edildiğini, güvenilir ve tanıdık bir yerde olduğumuza dair mesajlar verirler.

Duygular aynı zamanda, işler yolunda gidiyorsa bunu da söylerler ve yolunda gitmesi için var olan duruma karşı verilebilecek tepkileri organize ederler. Duyguların fark edilir oldukları zamanlar, eyleme geçmek için hazır bulunma halindeki değişikliklerdir; değişen durumlara kişiyi değiştirerek karşılık verirler. İnsanlar korku durumunda geri çekilirler, kızgınlıkta patlarlar, üzüntüde kendilerini kapatırlar ve ilgi durumunda ise çevreye açılırlar. Yani insanlar devamlı olarak, kendilerini değiştirerek çevreleri ile olan ilişkilerini değiştirdikleri bir sürecin içindedirler.

Duyguların zekayı da beslediği açıkça görülmektedir (Mayer & Salovey, 1997). Korku, tehlikede olduğumuzu; üzüntü, bizim için önemli olan bir şeylerin kaybını; neşe ise istediğimiz bir amaca ulaşmış olduğumuzu anlatır. Duygular bize ruhsal durumumuzla ilgili bilgi verir; örneğin, ihtiyacımıza ya da amacımıza ulaştığımızda ya da ulaşamadığımızda bize haber verir.

İçgüdüsel hislerimiz, değerlendirmeye aldığımız seçenek sayısını hızlıca azaltarak vereceğimiz kararlara kılavuzluk ederler.

Gün boyunca duygusal anlar yaşarız; evde, işte, oyun oynadığımızda, ebeveynliğimiz esnasında, evliliğimizde, arkadaşlarımızla ve tek başımızayken. Sabah uyandığımız anda hissetmeye başlarız. Kendimizi uyanık hisseder ve büyük bir hevesle günü yaşamayı bekleriz ya da kaygı içinde gün içinde gitmemi gereken toplantıları düşünürüz. Her gün, süregelen bir hissetme sürecidir. Eğer her şey yolundaysa, temelde hissettiğimiz şey rahatlık ve meraktır. İşler yolunda olmadığında ve beklemediğimiz durumlarla karşılaştığımızda iseözel bir duygusal uyarım hisseder ve farklı hisler yaşarız.

Genelde hepimiz, duygularımızın, hayatımızın işleyişi hakkında bize verdikleri mesajı anlama ihtiyacı duyarız. Hoş olmayan duygular hissettiğimiz zaman, bu, bir şeyler yolunda gitmiyor anlamına gelir ve dikkatimizi o noktaya vermemiz gerekmektedir. Duyguyu sadece ifade etmek durumu düzeltmeyecektir, fakat bazen yardımcı olabilir. Bunun yerine kendi tepkilerimizin mesajlarını okumamız ve durumu düzeltmek için de duyarlı bir biçimde bu mesajlara göre hareket etmemiz gerekir.

Duygularınla temas et
Duygularımızı bağlama uygun bir şekilde ifade edebilmemiz karmaşık bir duygusal zeka becerisidir.
Duygusal ifade

Bağlama uygun yollarla duygunun ifade edilmesi, hayli karmaşık bir duygusal zeka becerisidir. İnsanlar duyguyu ifade etmenin uygun yollarını öğrenirler. Cenazelerde ağlamak bile ifade edişin öğrenilmiş biçimidir. Duygunun ifade edilişi, sosyal olarak yönetilen bir süreçtir ve duygunun farkında olunması, duyguyu ifade etmekle aynı şey değildir. Bir duyguyu ne zaman ve nasıl ifade edeceğimizi ve buna ne zaman gerek olmayacağını bilmek duygusal zekanın bir parçasıdır.

Biz, duygularımız tarafından sadece bilgilendirilmeyiz ya da sadece onlara göre hareket etmeyiz. Aynı zamanda bu duygulara anlam verme ihtiyacı duyar ve onları en iyi nasıl ifade edeceğimize; bizi duygulandıran bir durum olduğunda ne yapmanın daha iyi olacağına karar veririz.

Duygularımızı kontrol etmek, engellemek, değiştirmek ya da onlardan kaçınmak yerine, duygularımızla uyum içinde yaşamayı öğrenmeliyiz. Fazlaca kontrol edilen kızgınlık, enerjimizi baltalamaya yarar. İhtiyaçların ifade edilmesi ve acılarımıza yakınlaşmak genelde daha iyi sonuçlar getirir. Bunu başarmak için de, ne duyguları zorlamadan ne de onlardan mahrum kalmadan, duyguyu ve mantığı birleştirmeyi öğrenmemiz gerekmektedir.

Yani hem tutkulu hem de düşünceli bir biçimde yaşayabilmek için, aklımızı ve kalbimizi birleştirmemiz gerekir.

Bir duygu günlüğü tutmanın, acı veren anıların üstesinden gelmeye yardımcı olduğu ve hem bağışıklık sistemine hem de sağlığa iyi geldiği bulunmuştur.

Birinci Basamak| Duygusal farkındalığı arttırmak

Göz At
Akıl sağlığı

İkinci Basamak|Duygusal deneyimin hoş karşılanıp kabullenilmesi

Üçüncü Basamak| Duyguları kelimelere dökmek. Bir duyguyu kelimelerle tanımlamak, gelecekteki anımsamalarda duygusal deneyimin hatırlanmasını sağlar. kişiler, üzgün olduklarını bilirlerse ne için üzgün oldukları, bu üzüntünün onlar için ne anlama geldiği ve ne yapmaları gerektiği konusunda da bilgi sahibi olurlar. İnsanın yaşadığı duygunun ne olduğuna dair bilgi sahibi olması, o duyguya yönelik yaşantı ve baş etme konusunda önemli bir aşamadır.

Duygu kelimeleri ve ne ifade ettiklerini sizler için aşağıda listeliyorum;

Üzüntü| ihmal edilmişlik, acı, ümitsizlik, hüzün

Korku| sıkıntı, panik, kaygı, endişe

Öfke| karamsarlık, hiddet, kızgınlık, aşağılama, kin

Sevgi| sempati, şefkat, tutku, hayranlık, özlem

Neşe| istekli, mest olmuş, galip, gayretli, çoşkulu, iyimser

Şaşkınlık|şaşkın, hayrete düşmüş, merak etmiş, dehşete kapılmış

İnsanlar, duygularını araştırıp, tanımlarken ve ifade ederken anlık deneyimlerini takip etmeleri gerekir.

Duygudan kaçınmak, onu kontrol etmek veya iptal etmek yerine ona dikkat çekmek gerekir. Kişinin bunu kelimelere dökmesi, var olmasına izin vermesi ve anlamlandırması önemlidir.

  • Bedensel deneyimi önemsemek,
  • Şu anda deneyimlenen şeye odaklanmak,
  • Duyguları deneyimlemek,
  • Duygu ve anlamlarını kelimelerle ifade etmek,
  • Öz eleştirel engelleri aşmak,
  • Sağlıksız duyguyu sahiplenmek (korku ve değersizlik vb.)
  • Sağlıklı duyguyla iletişime geçmek
  • İhtiyaç ve isteklerle bağlantı (adil davranılma ihtiyacı ve sevilme isteği vb.)
  • Yeni anlamlar yaratmak
  • Terapistin varlığı ve paylaşımı

Kaynakça:

Greenberg, L. S. (2002). Emotion-focused therapy: Coaching clients to work through their feelings. Washington, DC: American Psychological Association.

Greenberg, L. S. (2004a). Emotion-focused therapy. Clinical Psychology and Psychotherapy, 11, 3–16.

Yorumlar (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

@2020 SOLH LIVING.TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

Başa Dön